logo

reklam

17 Ağustos asrın felaketi’nin yaşandığı gün

debremyıldonumu2

Kendi Kentsel dönüşümünü deprem zararlarını azaltmaya çare gören, 17 Ağustos anmalarının anlamını çarpıtıp unutturamaya çalışan, odaları mesleki denetim dışında bırakan bu anlayışla, ülkemiz her depremde daha büyük can ve mal kayıpları ile karşı karşıya kalmaya devam edecektir.

Bugün 17 Ağustos Depreminin 14. Yıldönümü.

17 Ağustos;

Bir doğa olayı olan depremin afete dönüştüğü gün.

Binlerce canımızı kırk beş saniyede yitirdiğimiz “asrın felaketi”nin yaşandığı gün.

Afet hafızası zayıf toplumlarda “depremin unutulabileceği” ancak deprem gerçeğinin kendini asla unutturmayacağının bir kez daha hatırlandığı gün.

Plansız ve kalitesiz yapılaşmanın, yapı üretim bedelinin en fazla %0,2`sine bile ulaşmamasına karşın hep kaçınılan jeolojik araştırmaların  ne derece acı sonuçlara ve yüksek faturalara neden olduğunun öğrenildiği gün.

En önemlisi de, sosyal   bir devletin en temel görevinin yurttaşları için sağlıklı, güvenli ve çevreye dost yaşam alanları ve yapılar üretmek olduğunun anlaşılması gereken bir gün..

İşte, 17 Ağustos‘ların unutulmayıp yeniden yaşanmaması için sürekli hatırlanacağı, yapılanların yapılmayanların sorgulanacağı bir gün olması gerekirken; bu gün AKP İktidarı  17 Ağustos`u,  kentsel dönüşüm diye bilinen 6306 sayılı yasanın törensel bir günü haline getirerek; “3. BÜYÜK KENTSEL DÖNÜŞÜM HAMLESİ” adı altında,  45 ilde aynı anda binaların yıkımının yapılacağı  bir kutlamalar gününe dönüştürüyor. Bir rant yasası öne çıkarılarak 17 Ağustos`u anmanın ve anlamanın içi boşaltılmak isteniyor.

Oysa, 17 Ağustos`un üzerinden 14 yıl geçmiş olmasına rağmen bu gün;

    17 Ağustos ve 12 Kasım 1999 Depremlerinden geriye kalan orta hasarlı binaların hala varlığını koruduğu ve bu yapıların kullanılmaya devam edildiği,

    Afetlerle mücadele konusunda kurumsal yapılanmada çok başlılığın ve mevzuatsal dağınıklığın giderilmediği,

    Merkezi ve yerel düzeyde başta deprem olmak üzere afetlerle etkin mücadele edecek planlarının hazırlanmadığı,

    Ulusal ve bölgesel düzeyde yapılması gereken afet risk harita ve değerlendirmelerine yönelik çalışmaların yetersiz ve çok yavaş ilerlediği

bilinmekte, sonuç olarak hala yapılması gerekenlerin olduğu ortaya çıkmaktadır.

Ülkemizde, birçok boyutuyla yetersiz kalan afet yönetim sisteminin dertlerine karşı bir “ilaç” olarak sunulan 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun`un, uygulandığı bir yıl içinde afetlere karşı güvenli yerleşimler oluşturmak yerine, düşük gelir gurupları ile kamunun elinde bulunan alanların ranta açılması ile sadece inşaat sektöründeki bazı müteahhitlik firmalarına ilaç olduğu görülmüştür.  

Bu yasanın, deprem tehdidi altındaki illerimizin olası yakın depremlerde karşılaşacağı zararları azaltması, mevcut ve sağlıksız yapı stoğunu değiştirmeyi sağlaması mümkün değildir.

Yasanın çıktığı günden bugüne kadar geçen bir yıllık zaman içinde ilan edilen “riskli alanlara” bakıldığında, ülkenin deprem/afet riski yüksek olan aktif fay zonları üzerinde yer alan yerleşim birimleri yerine, şehirlerin merkezi yerlerinin riskli alan olarak seçilmiş olması, kentsel dönüşüm yasasının can güvenliğinin sağlanması ve yaşam düzeyinin yükseltilmesini amaçlamadığını; asıl niyetin “Afet” olgusu kullanılarak rant amaçlı projeler yaratmak olduğunu ortaya koymuş,  insan yoğunluğu azaltılmış alanlar dahi plan değişiklikleri ile yüksek yapılaşmalara açılarak riskler daha da artırılmıştır.

Yasanın uygulanması için çıkarılan yönetmelik de, daha fazla rant talepleri doğrultusunda üç kez değiştirilmiş ve her değişiklikte kamu yararı biraz daha zedelenmiştir.

Diğer taraftan, 2013 yılının ilk altı aylık dönemine ilişkin alınan Bakanlar Kurulu Karalarının %60`ının ‘acele` kamulaştırma, alt yapı ve kentsel dönüşüm, riskli alan belirleme, tahsis ve toplulaştırma gibi imar ve imar değişikliğine ilişkin kararların oluşturması,  Bakanlar Kurulu`nu adeta belediye imar ve kamulaştırma müdürlüğüne  dönüştürmüş ve toplumsal memnuniyet yerine belli kesimleri memnun etme önceliğini de ortaya koymuştur.     

Tüm bu olumsuzluklar,  17 Ağustos depreminin 14. yılında, yaşanmış acılara ve tecrübeye rağmen hala afetlere karşı sağlıklı ve güvenli bir çevrede yaşadığımızı söylemeyi ve umutlu olmayı mümkün kılmamaktadır.

 

Değerli Basınımız,

6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun`dan ve bu Kanunun kamu vicdanında açtığı yaralardan bahsediyor olmamız bile ülkemizde depremlerden yeterince ders alınmadığının açık göstergesi iken, bir gece yarısı değişikliği ile Kamu yararı güden Odalarımızın afet güvenliğinin temel araçlarından biri olan yapı üretimi denetim süreçlerinde devre dışı bırakılması tabloyu daha da karamsar bir hale getirmiştir.

Torba yasa maddesi ile, afetlere karşı güvenli yerleşim alanlarının belirlenmesine, nitelikli ve güvenli yapılaşmaya yönelik olarak Odalarımızın yaptığı kamusal mesleki denetim ortadan kaldırılmaya çalışılmıştır. Bu yasa düzenlemesi ile, fay zonları, heyelanlı bölgeler, taşkın alanları gibi jeolojik tehlike ve riskleri ortaya koyan, yapı-zemin ilişkisini belirleyen planlama ve yapı üretim süreçlerinde hazırlanan raporların denetlenmesi engellenmek istenmiştir. Oda mesleki denetimini ortadan kaldırmayı amaçlayan  bu yasa ile, sahte mühendis ve mimarların türemesinin, standartlara uygun olmayan niteliksiz mühendislik hizmetleri verilmesinin yolu açılmıştır.

Bütün bu yasal düzenlemeler de göstermektedir ki, başta deprem olmak üzere afet yönetim sistemi kamu yararı ve bilimsel gerçeklere göre değil,  rant odaklı bir temelde kamusal denetimden de kaçırılarak yeniden inşa edilmek istenmektedir.

Ülkemizde dün yaklaşık 150 deprem üretecek diri fay olduğu bilinirken, bugün MTA tarafından yapılan çalışmalarla güncellenen Türkiye Diri Fay Haritasına göre büyüklüğü 5.5 ve üzeri deprem üretebilecek 485 diri fay veya fay segmenti olduğunun saptanmış olması neredeyse tüm ülke coğrafyasının ne derecede büyük bir deprem tehdidi altında olduğunun jeolojik gerçekliğini açık olarak ortaya koymuşken, bu gün düne göre depremlere karşı daha güvenli bir yaşam yolunda olduğumuzu söylemek mümkün değildir.

 

Kendi Kentsel dönüşümünü deprem zararlarını azaltmaya çare gören, 17 Ağustos anmalarının anlamını çarpıtıp unutturamaya çalışan, odaları mesleki denetim dışında bırakan bu  anlayışla, ülkemiz her depremde daha büyük can ve mal kayıpları ile karşı karşıya kalmaya devam edecektir.

TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası, 17 Ağustos‘u  rantın değil,  güvenli yerleşimlerde yaşama hakkının savunulduğu bir gün olması çabasını sürdürecektir.

AKP`NİN 17 AĞUSTOSLARIN İÇİNİ BOŞALTMASINA İZİN VERMEYECEĞİZ..

Bilimle, Emekle, İnatla, Umutla..                                                     

17 Ağustos 2013

TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası.

 

Bu il için tehlike çanları çalıyor!

TÜRKİYE Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Jeoloji Mühendisleri Odası Kayseri İl Temsilcisi Adnan Evsen, Marmara Depremi’nin 14’üncü yılı nedeniyle yaptığı yazılı açıklamada, Kayseri’nin zemin bakımından Marmara Bölgesi kadar tehlikeli olduğuna dikkat çekti.

Türkiye Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Jeoloji Mühendisleri Odası Kayseri İl Temsilcisi Adnan Evsen, 17 Ağustos 1999 günü meydana gelen Marmara depreminin üzerinden 14 yıl geçtiğini hatırlatarak, hala stabil bir zemine oturmayan Türkiye’de, depreme her an hazırlıklı olunması gerektiğini vurguladı. Günümüz teknolojisi ile depremi önceden tahmin etmenin mümkün olmadığına değinen İl Temsilcisi Adnan Evsen, İç Anadolu ve Kayseri’nin deprem bölgesi olmadığı inancının yanlış olduğunu söyledi. Güncellenen diri fay haritasına göre, Kayseri’de Ecemiş’in yanı sıra, Sarız Fay Hattı’nın da tehlike oluşturduğunu belirten Adnan Evsen şunları kaydetti: “2012 Yılı güncel Türkiye Diri Fay Haritası’na göre ülkemizdeki diri fay sayısı toplam 326 adet olmuştur. Söz konusu 326 adet diri faylar, alt segmentleri ile birlikte değerlendirildiğinde, deprem üretebilecek fay sayısının yaklaşık 485 adet olduğu açıklanmıştır. Bugüne kadar Kayseri ve yakın civarını doğrudan etkileyen en önemli fay ’Ecemiş Fayı’ idi. Güncellenen diri fay haritasına Kayseri ve yakın civarını etkileyecek olan bu fay ’Sarız Fayı’dır. Sarız Fayı en az Ecemiş Fayı kadar uzunluğa sahip ve yaklaşık uzunluğu 200 km olan aktif ve kesintisiz bir fay olarak haritalarda gösterilmektedir. Sarız fayı Kayseri şehir merkezine yaklaşık 80 km, Yahyalı, Develi ve Tomarza ilçelerine 40 km mesafeye kadar yaklaşmaktadır.”

’BAZI TEMELLER SUYLA TEMAS HALİNDE’

Marmara Depremi’nde ihmal sonucunda çok sayıda can kaybı olduğunu söyleyen İl Temsilcisi Adnan Evsen şöyle devam etti: “Şehrimizin zemini Marmara Bölgesindeki zeminde farklı değildir. Yeraltısuyu seviyesi yüksek ve birçok yerde yapı temeli ile temas halindedir. Ayrıca bazı semtlerde turba ve batak balçık türü zeminlerin varlığı ve bu alanların da imara açık olduğu da herkesin malumdur. Depremler gerçekleşirken, yerleşim alanının köy mü, kent mi yoksa belde mi olmasına bakmadan kırık hattı boyunca kırılmaya devam etmektedir. Dolayısıyla etüt yapılırken köy- kent anlayışından kesinlikle vazgeçilmelidir

Share
971 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ