logo

reklam

Güneydoğu’daki cemaatleri kaldırma taahhüdü verildi

MT_5587012364895

DSP Genel Başkan Masum Türker, İzmir’in Aliağa İlçesi’nde düzenlenen toplantıda, Türkiye’de oynanan bir oyun olduğunu söyleyerek, gerçek yüzünü anlatmaya çalışacaklarını vurguladı.

Aliağa’da düzenlenen toplantıya Genel Başkan Türker’in yanı sıra DSP İlçe yönetimi, CHP’li Aliağa Belediye Başkanı Ö.Turgut Oğuz, CHP, MHP, Saadet Partisi ilçe temsilcileri ve çok sayıda Aliağalı katıldı. Masum Türker, bu güne kadar Türkiye’de her şeyin iyi gittiğini anlatan bir medyanın hakim olduğunu söyleyerek dünyada güçlü bir ülke imajının verilmeye çalışıldığına dikkat çekti.

ÖCALAN’A GÜNEYDOĞU’DAKİ CEMAATLERİ KALDIRMA TAAHHÜDÜ VERİLDİ

Toplumun baskı altında tutularak sindirildiğini kaydeden Türker, “Aslında bugün yaşadığımız yolsuzlukların önemli bir kısmı daha 2004 yılında başlamıştı. Kamuoyuna hükümet cemaat kavgası diye yansıyan olay, iktidarın PKK ile yapılan görüşmelerde verdiği taahhüde dayanarak cemaati takibe alma görevini Milli Güvenlik Kurulu’na vermesiydi. Devletin sahip olduğu her şeyi özelleştirerek yok etme noktasına getirmişlerdi. Öğrenci yurtlarıyla ilgili yapılan açıklama aslında Abdullah Öcalan’a hükümetin Güneydoğu Anadolu’daki cemaatleri ortadan kaldırma taahhüdünün bir parçasıydı. Başbakan’ın Barzani ile Diyarbakır’da buluşmasının nedeni cemaate karşı o bölgedeki Nakşibendi Kürtlerinin oylarını almaktı. Karşıdan bir ses gelmeyince, bu sefer çatlak daha büyümeye başladı. Cemaate yakın bazı kesimlerin Maliye Bakanlığı’ndaki örgütlenmesinden dolayı vergi denetimlerini istedikleri gibi yaptıramadılar. Bu ülke yabancıların istediklerini yapabileceği, büyükelçilerin cirit atabileceği, kriz çıkarabileceği, krizleri yönetebileceği bir ülke haline geldi” dedi.

“SON OLAY TÜRKİYE’NİN HAYRINA OLDU”

Türker son günlerde gündemde olan yolsuzluk olayları ile ilgili olarak, çeteyi ortaya çıkaran polis ve savcılara şükran borçlu olduklarını belirterek, “Bu son olay aslında Türkiye’nin hayrına oldu. Çünkü Halkbankası’nın yaptığı işlemlerden dolayı yakın bir tarihte Türkiye çok büyük bir krizle karşı karşıya kalabilirdi. Şu anda Türkiye özellikle terörü finanse eden ülkeler arasında birinci sırada ve bu Halkbankası’nın yaptığı işlem terörün finansmanıyla para aklanmasıyla ilgili bir işlemdir. Bu olayı örtbas etmeye çalışacaklar. Hiç resmi ambargo koymaya gerek yok. Çete lafı geçtiği anda gerçek gazeteciler değil, ulusal basında masada oturanlar kendi kendilerine ambargoyu uygulayacaklar. Çünkü ceza almaktan korkacaklar. İşte bizler bugünkü bu kahvaltıyı bahane edip, bu yerel seçimleri bahane edip, propagandalarımızla her yerde bugün Türkiye’de oynanan oyunun gerçek yüzünü anlatmaya çalışacağız” diye konuştu.

“ALİAĞA’DAN ADAY ÇIKARACAĞIZ”

Masum Türker, DSP olarak yerel seçimlerde Aliağa’dan da adaylarının olacağını belirterek, İzmir Büyükşehir Belediyesi için çok yakında 3 aday arasında tercih yapacaklarını ifade etti. DSP’nin 2007 yılında aday çıkartmayarak kendi kendini körelttiğini belirten Masum Türker, seçime girmeyen bir partinin seçmeninde güvensizliğe neden olduğunu vurguladı. Türker, “Ana muhalefet partisi kendini toparlasın. Kendi özüne dönsün. Türkiye’nin ilerlemeci, devrimci ve değişimci bir yapıya ihtiyacı var ve DSP bu yeni yapıyı kendisine hedef aldı” dedi.

DSP Genel Başkanı Masum Türker, DSP İzmir İl Başkanlığı’nın düzenlediği etkinlikte konuştu ve acil erken seçim çağrısında bulundu.

 Gündemdeki ‘yolsuzluk ve rüşvet’ operasyonu ve süreç hakkında değerlendirmelerde bulunan DSP Genel Başkanı Masum Türker, Türkiye’nin ve hükümetin ulusal ve uluslar arası ortamda itibarını yitirdiğini, güvensizlik ortamı oluştuğunu, bu nedenle Başbakanın derhal istifa etmesi ve acil erken seçime gidilmesi gerektiğini belirtti.

DSP İzmir İl Başkanlığı’nın düzenlediği etkinlikte konuşan Türker, “Acil erken seçimin yapılması gerekiyor. Birkaç bakanın görevden alınması yetmez. Başbakan’ın istifası, tarafsız hükümetin kurulması ve erken seçime gidilmesi gerekir. Bunun dışında artık meşru olmayan bir idare var” dedi.

SON YILLARDA AÇIKLANAN İHRACAT RAKAMLARI YANLIŞ OLABİLİR

Türker, “Son yıllardaki ihracat rakamları da yanlış olabilir. Hayali olabilir. Çin üzerinden yapılan işlemlerin hepsinin ayrı ayrı incelenmesi gerekiyor. Orada hayali ihracat ve kara para aklama işlemini yapan kurumlar var. Bunlara el konularak açıklanması gerekiyor. Ama Başbakanın bu şekilde paniklemesinin nedeni bu olayı çete suçlaması yapıp, cemaate yüklemeye çalışması yanlış. Delileri karartmak amacıyla böyle davranılıyor” diye konuştu.

HALK BANKASI OPERASYONU İÇİN SAVCI VE POLİSLERE TEŞEKKÜR ETMELİYİZ

Türker, operasyonla birlikte Halk Bankası’nın para trafiğinin ortaya çıktığını ve bunun için savcı ve polislere teşekkür edilmesi gerektiğini söyledi.

Durumun ortaya çıkmaması durumunda Türkiye’nin uluslararası bankacılık sisteminden çıkarılma tehlikesi olduğunu savunan Türker, şöyle konuştu:

“Halk Bankası trafiği açığa çıkmasaydı Türkiye ileride bir gece ansızın bankacılık sisteminin uluslararası dolaşımda askıya alınması gündeme gelebilirdi ve ekonomi allak bullak olurdu. Şu anda İran’ın içinde bulunduğu durum ülkemiz için de sözkonusu olacaktı. Operasyon nedeniyle Türkiye şu anda kurumsal olarak, kurallara uymayan Türk bankası bile olsa kendini savunma ve itibar kazanmaya sahip oldu. Halk Bankası BDDK denetimine derhal alınmalıdır. Halk Bankası SPK’ya tabi tutulmalıdır. Para denetimi için de MASAK’ın denetiminde olmalıdır. MASAK şu anda cezalandırılıyor, bir yönetici görevden alınıyor. Halk Bankası bakımından operasyonu yapan savcı ve polislere Türk halkı olarak teşekkür etmeliyiz. Bu operasyonu hükümete darbe olarak değerlendirmek doğru değil. Rüşvetlerin ödenmesi ise şeffaflığın ortadan kalktığını gösteriyor.”

Başbakan’dan beklenen tavrın yolsuzluğun üzerine gitmesi ve bakanları görevden alması şeklinde olmasına karşın Başbakan’ın bugün tam tersi açıklamalarda bulunmasını hayretle karşıladıklarını belirten Türker, “Bu paraları yakalananlar almışlardır. Yapılan teknik takiplerde konuşmalarda bu olayların varlığının gerçek olduğu görülüyor. Bu olayı kimin, neden, niçin yaptığını bir yana bırakmak gerekiyor. Bu olay doğru ise Türkiye’de bir rüşvet ve yolsuzluk bataklığı var demektir. Başbakan’dan beklenen, rüşvet alanları ve verenleri ortaya çıkarmasıdır ama tam tersine Başbakan’ın hükümet kesiminin içinde yer aldığı rüşvet ve yolsuzluğun üzerine gidenlerden hesap soracağız şeklinde konuşması son derece yanlıştır” dedi.

Türker, operasyonun Cemaat-Hükümet çekişmesi olarak lanse edilmesinin de manipülasyon olduğunu belirterek, Başbakan’ın neden 11 yıl sustuğunu merak ettiklerini kaydetti.

Türker, açıklamalarına şöyle devam etti: “Hükümet görevden aldıklarına şimdi çete diyorsa geçmişte neden onlarla işbirliği içinde çalıştı? Çete olduklarının yeni farkına vardıysa bu da büyük bir yanlıştır. O halde 11 yıldır bu insanların çete olduğunu nasıl fark edemediler? Bugüne kadar hukuku dejenere eden, bozan, masum insanları, komutanları, aydınları, gazetecileri suçlarken kullanılan kavramları şimdi kendileri için kullanıyorlar. Cemaat ve AKP arasındaki kavga, cemaat dershanesinden yetişen gençleri kendi safhasına çekememesinden kaynaklanıyor. Başbakan’ın deşifre edeceği bir şey varsa bugüne kadar sustu, sakladı. AKP bir siyasi partiden çok menfaat birliği aracılığıyla muhtelif insanların bir araya geldiği bir koalisyondur. Bu olaylarda uluslararası aktörler varsa Başbakan açıklamalıdır.” dedi.

Türker, her şeyin belgelerle, fotoğraflarla ortada olduğunu belirterek, “Artık kimse AKP’nin komplo ile karşı karşıya kaldığını düşünmez ve buna inanmaz. Herkes olayları, tarihleri, ayakkabıları, çikolata tabaklarını, elbiseler içinde giden paraları biliyor.” dedi.

 

Share
404 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ