logo

reklam

Muhsin Yazıcıoğlu Peygamberin Ahlakıyla Ahlaklanmıştı

“YOLSUZLUK OPERASYONU, DERİN DEVLETİN MARİFETİ”
BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, Hülya Okur’a konuştu. İşte röportajdan bazı çarpıcı başlıklar:”CHP, Ak Partinin dengesini bozdu…Cemaat devletin yapamadığını yaptı…Cemaatin kadrolaşma hedefi yanlış değil…Yeniden yargılama ülkeyi kaosa sürükler…Gemi batarsa hepimiz batarız…Paralel devlet: KCK..Ergenekon’un da üstünde derin yapılar var

“Mazlumun halinden Halim, Selim, Sakin biri anlar, dedim…Sessiz yapılan zikir kalbe daha çabuk ulaşır, dedim…Dünyanın ağırlığına ağırlıyla cevap veren bir Atimemiz olsun, dedim…Kötü günlerimizde Allah’ın bir atiyyesi olsun, dedim…Sahib-i Kemal olsun, dedim…Ve hepsi için Mustafa Destici sizlerle…”

“BÜYÜK DEDEM, RAHLE BAŞINDA VEFAT ETTİ”

9 çocuklu bir ailenin çocuğusunuz. İşini kavgayla değil uzlaşmayla çözer dediğiniz aile bağınızın kaçıncı halkasısınız?

Ben ailenin 5.çocuğuyum fakat bir ağebeyim 6 aylıkken vefat ettiği için, şu anda yaşayan kardeşlerin 4.süyüm. Aslında 10(7 erkek, 2 kız) çocuklu bir aileyiz. Eskişehir’in Kecek köyü tarihi bir köyü Selçuklu köyü, camimizin yapılış tarihi 1140. Büyük dedem Hafız Osman Efendi 7 yıl Fatih medresesinde eğitim aldıktan sonra hocalık yapıyor, sonra Sivrihisar Ulucami’ye(Dünyanın en büyük ahşap mimarisi) baş imam olarak geliyor, 54 yaşında rahle başında vefat ediyor. Sesi ve makamı için: “İstanbul’dan bu tarafa Hafız Osman gibi Kuran’ı Kerim okuyan yok” derlermişti. Öyle bir aileden geliyoruz. Onlar medrese eğitimi ile yetişmişler. Ben ise ilkokulu köyde okudum, Ankara merkez imam hatip lisesini bitirdim. Çocukluğumda ben çok zayıf, çelimsizmiştim. Bir ara yaşamaz diye benden ümidi kesmişler. Allah ömür vermiş, yaşıyoruz. Fakat; söz dinleyen, hürmette kusur etmeyen, çevresindekilerle yardımlaşmayı seven, derslerini de asla ihmal etmeyen bir çocuktum. Kimsenin bir şey söylemesine gerek kalmadan, oyun oynasam bile dersimi yaparmıştım, tekrar gidermiştim. Diğer arkadaşlarım gibi zorlama ile ders çalışmazdım.

“İMAMLIK YAPMAYI İSTEMEDİM”

“BABAMIN GENEL BAŞKANLIĞIMA RIZASI OLMADI”

“EVİME GİRDİĞİM ZAMAN CENNETE GİRMİŞ GİBİ HİSSEDİYORUM”

İmam Hatip mezunusunuz. Üniversite puanınız Hukuk, Siyasal tutmasına karşılık babanızın istediği üzerine İlahiyat Fakültesinde okudunuz. İmamlık yaptığınız yıllar iç huzurunuz daha mı tamdı, yoksa başından beri ait olmadığınız yerde mi hissettiniz kendinizi?

İmamlık yaptım, imamlık benim baba, büyük dede mesleğim. Okurken de bu işi yapıyordum, köye gittiğimde de müezzinlik, imamlık vs. Bizim köyümüz medrese köyü, orada müezzinlik yapmak kolay değil. Çünkü herkes biliyor. Hem dedemden, hem babamdan dolayı yatkınlığım vardı, sesim, kıratım da uygundu. İşin doğrusu, imamlık yapmayı istemedim. Meslek olarak onu kendime seçmedim, hedefim imam olmak olmadı hiçbir zaman. Aslında benim hedefim, hukuk, siyasaldı. Babam o zaman ısrar etti, “önce ilahiyatı oku, sonra ne okursan oku” dedi. Bende hakkı vardı, baba sözü dinleyen bir aileyiz. Bir dinlemediğim nokta bu genel başkanlık noktası oldu, Allah affetsin, sonra dualarını aldım ama onda rızaları olmadı. Tahsil hayatımızda da, evlilik hayatımızda da, iş hayatımızda da babamızın sözünden çıkmadık.   Bütün kardeşler babamıza karşı, sevginin, korkunun, saygının ve hürmetin birleştiği noktayız. Bazı aileler bayramlarda tek çocuğun yolunu gözler gelmez, bizim aile 40 kişi babamın evinde toplanırız. Tacettin Sultan’da bayram namazını kılar, kahvaltıya köye yetişirim. Erkek çocuklar anneme çok sıkı bağlıdır. Çok mutlu bir aile tablomuz var. 9 kardeş ve gelin hanımlarımız arasında en ufak bir nifak yok. Ben en mutlu olduğum yer, evim, eve girdiğim anda kendimi cennete girmiş gibi hissediyorum.

 “İSLAM’IN İÇİNDE MİLLİYETÇİLİK VAR”

Muhsin Başkan, ‘Bir elinde bilgisayar bir elinde Kuran-ı Kerim olan bir gençlik istiyorum’ demişti. Siz de, “Çocuklarınıza hem İslam’ı hem de vatan ve millet sevgisini aşılayacağız. Eğer tek taraflı yetiştirirsek, kanadı kırık bir kuşa benzer” diye konuşmuştunuz. Kanatlarınız tam olduğu halde uçabildiğinizi düşünüyor musunuz?

İmam hatip lisesi, ilahiyat derken İslami terbiye ile büyütüldüm. Ailem de muhafazakar bir aile. Bu anlamda bakarsanız, İslamcı olmam gerekiyordu, ya bir cemaat üyesi y a bir tarikat üyesi. Ama ben öyle olmadım. Ben tam tersine bu iki değerimizi de birlikte içselleştirdim ve bu ikisi olmadan olmayacağını gördüm. Köyümüz de buna uygundu. Selçuklusunuz, Türkmen bir aile. Milli değerlere çok bağlılık var, ezana ne kadar varsa, bayrağa da o kadar var. Resullah Efendimize olan bağlılık, ehli sünnet çizgisi, Hanefi fıkıhı gelenekselleşmiş vaziyette, hiç sorgulanmadan, normal hayat tarzı içinde yaşadığımız şeyler. Ben İslam ülkelerinin bazılarını gezdim, ikbal başta olmak üzere bir sürü İslam mütefekkirlerini de okudum. Orada gördüğüm bir şey var, hangi ülkedeyseniz orayı seveceksiniz, bunu Allah ayeti kerimesinde de belirtmiş, “Sizi kabileler halinde yarattık ki, birbirinizle tanışıp kaynaşasanız, kim Allah’tan sakınırsa üstün olan odur” diye. Ayrı milletlerden olmak, birinin birine üstün olması anlamına gelmiyor, önemli olan herkes kendi milletini sevecek. Çünkü eğer tek taraflı olursa, franksiyonlar, siyasi akımlar gelişiyor ve Kuran’ı Kerimdeki cihat ve tebliğ ayetleri yanlış yorumlanıyor, karşı inançlara ait kararlar yanlış yorumlanıyor. 4 halifeden sonra İslam’ın içerisine bir sürü ajan, casus girmiş, bunların etkisiyle Müslümanlar tekbir getirerek birbirlerini katletmeye başlıyorlar. Hangisine sorarsanız sorun, kendisinin haklı olduğunu, sünnete göre hareket ettiğini söylüyor, neticede tekbir getirerek birbirlerini öldürüyorlar. Hz Ali, Osman döneminde başlamış, kerbela diye hiçbirimizin kabul etmeyeceği Hz. Hüseyin’in bütün ailesinin şehit edilmesiyle son bulmuş, sonra da devam etmiş bir süreçten bahsediyoruz. Vatan-millet sevgisi olmazsa, İslam tek ayaklı olduğu zaman iç çatışmaya gidiyor. Neticede kaybeden İslam ülkeleri oluyor. Şu anda İslam dünyasının bu kadar geri kalmasının veya iç karışıklık yaşamasının nedeninin bu olduğunu düşünüyorum. Bizim diğer İslam ülkelerine göre avantajımız, milli değerlerimizi dengeli götürüyor olmamız. Evet İslamiyeti öğreteceğiz, örnek olacağız ama milli ve manevi değerlerimizi de öğreteceğiz ki, iç çatışmadan ülkemizi ve insanlarımızı uzak tutabilelim. Kavmiyetçilik, ırkçılık yapmıyoruz. Ben birilerinin aksine, milliyetçiliğin İslam’ın içinde var olduğuna inanıyorum, İslam’ın milliyetçiliğe izin verdiğini düşünüyorum. Hz. Peygamber, “Vatan sevgisi imandandır” diyor. Milliyetçilik yoktur demiyor, bu size bir üstülük sağlamaz diyor.

“İMANIN TECELLİSİNİ MUHSİN YAZICIOĞLU’NDA GÖRDÜM”

“MUHSİN BAŞKAN PEYGAMBERİN AHLAKIYLA AHLAKLANMIŞTI”

Muhsin Başkan için “Herkese, Yazıcıoğlu gibi ahlak ve dava şuuruna sahip olmayı nasip olsun” şeklinde bir duanız var. Sizin dava şuurunuz Yazıcıoğlu’nunkinin ne kadar uzağında?

Muhsin Başkan benim liderim. Ben onu bir Genel Başkan olarak değil, bir lider olarak gördüm. Dolayısıyla şu anda da örnek aldığım lider odur. Ben hem iman noktasında, hem dava şuuru, hem dürüstlük-doğruluk, hem hesapsız yürüme noktasında bütün güzellikleri Muhsin Başkanda gördüm. Ben imanın; kelime anlamını da bilirim, istilah anlamını da bilirim, Arapçasını da bilirim, Türkçesini de bilirim ama tecellisini Muhsin Yazıcıoğlu’nda gördüm. Tam inanmıştı, tam bir mümindi. Tam teslim olmuştu. Gece yola çıktığımızda, okuyor bir süre, şöföre karışmazdı, müdahale etmezdi, “elbette tedbiri alacağız ama tedbir taktiri bozmaz” diyordu. İmanın yanında ölçümüz ahlak bizim. İman’ı Allah ile kendisi arasındadır, ahlak imanın dışa vuran yönüdür. Ahlakına baktığımızda, Resullah diyor ki: “Allah bana Kuran ahlakıyla ahlaklanmamı öğütledi” Muhsin Başkan da Hz Resullah’ın ahlakıyla ahlaklanmayı kendisine hedef olarak seçmişti ve bunu büyük oranda başarmıştı. Bunu seçebilirsiniz ama başaramazsınız. Doğruluktan bahsedeceksiniz ama olabiliyor musunuz? Ele verir talkımı, kendi götürür salkımı, derler. Ama Muhsin Başkanda ahlak,  o iman kısmında tezahür etmişti. Bir yanlış davranışını görmedim desem yalan olmaz. 2007’nin sonlarında, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, Afyon’da, Baykal ile ilgili “Sen milletin başına bela mısın?” gibi bir söz söylemişti, uçakta karşılaştım, çok mahcup oldum demişti, insanları incitmeyi hiç arzu etmiyordu. Kamer Genç ile bir uçak gezisinde karşılaşıyorlar, içki içinden Genel Başkandan izin isteniyor. Herkesin saygı duyduğu bir profile sahipti. PKK’nın yoğun olduğu dönemlerde BDP’liler bile çok saygı duyuyorlardı. Siz fikrinizde doğru yürüyorsanız, insanlar size saygı duyuyorlar. İman ve ahlakının yanında dava şuuru önemliydi. Bu noktada da hiç tavizsizdi. BBP, iktidar ortağı olamamıştı ama o yılmadan, inatla doğruları söylemeye devam etti. Onun şu sözü dava şuurunu özetliyor: “Haksız milyonlara baş olacağıma, haklı davamda tek başıma yürümeyi tercih ederim” diyordu. Gerçekten de isteseydi, haksız milyonların başına geçebilirdi. Tek başına yürüdü ve şahadetinde bütün İslam dünyası arkasından ağladı.

“BİR ÜLKÜCÜ ÇOK RAHAT 10 KOMÜNİSTİ DÖVER” 

“MUHSİN BAŞKAN; YALÇIN TOPÇU İLE DİDİŞTİĞİMİZDE BENİM TARAFIMI TUTARDI”

“MUHSİN BAŞKANIN OCAKTAN YETİŞENLERE ZAFİYETİ VARDI”

Muhsin Başkan şoförüne müdahale etmez dediniz ama sizin şoförlüğünü yaptığınız ve onun uyardığı bir kaza var. Bahçeli’ye ait  ’01 plakalı’ otomobiliyle hacı karşılamasına giderken kaza yaptığı aracın şoförüydünüz. Rahmetli “Kardeşim ben 7,5 yıl hücrede yattım, şimdi dışarı çıktım, iki rahat nefes alalım diyorduk, az da siz buna engel olacaktınız, dönüşü sizin arabanızla yapmayacağım’ diyerek sizi uyarmış. BBP lokomotifinin kaptanı olmanız onu rahatsız eder miydi sizce?

Buna cevap vermem doğru olmaz. Ama çevrede bunu söyleyenler var. Muhsin Yazıcıoğlu öyle bir tercih yapmadı, Muhsin Yazıcıoğlu arkadaşları arasında tercih yapmazdı. Belli bir dönem yanında olmuş, terk etmiş gitmiş ya da geçmişte 12 Eylül’de ülkü ocaklarında beraber olmuş ama şu anda başka oluşumların içinde yer almış kişilere karşı da çok yakınlığı, hoşgörüsü vardı. Ama şuna inanıyordu ki, alperen ocakları, nizam-ı alem ocakları tedrisatından geçmiş, onunla birlikte yol yürümüş her arkadaşımızın bu işi yapabileceğine inanırdı. Ben rahmetli Muhsin Başkanı, Ankara imam hatip lisesinde öğrenciyken, 78 yılında, şeker yurdunda gördüm, seminerlerinde de söyledi çünkü dava adamı yetiştiriyorsunuz, ona hem ilim vereceksiniz, hem cesaret verecekseniz, hem iradeli olmalarını öğreteceksiniz, “Bir Türk dünyaya bedel” anlayış vardı, o zaman bizde de “Bir ülkücü çok rahat 10 komünisti döver”  yüklemesi ile yetiştiriliyorsunuz. Bu yükleme yapılmasa nasıl  mücadele edeceksiniz? Cesaret veriliyor, karşıdakinin korkak olduğu, zaaflarının olduğu, bizim iman, inanç  gücümüzün olduğu, haklı olduğumuzu, milliyetçiliği ve İslam’ı savunurken hem millet hem de Allah’ın bizimle beraber olduğu yükleniyor size. “Her biriniz birer Muhsin Yazıcıoğlusunuz” sözünü çok sık kullanırdı. Özellikle de ocak takımından yetişmiş bizlere karşı daha büyük bir zafiyeti, özel ilgisi vardı. Benden önceki Yalçın bey ile didişmemiz çok olurdu. O Genel Sekreter, ben Teşkilat Başkanı iken, genelde hep benim tarafımı tutardı. Çünkü “Sizi Türkeş yetiştirdi, Mustafa bizim ocaklarımızda yetişti” derdi. Kendi ocağında, kendi elinde yetişenlere karşı farklı bir bakış açısı vardı.

“ÖRGÜT KELİMESİ TEHLİKELİ BİR HAL ALDI”

“ALPEREN OCAKLARININ ÖRGÜT OLDUĞU ALGISI VAR”

“GENÇLİĞİMİZE SAHİP ÇIKAMIYORUZ”

“SINIRIMIZ, TERÖR VE ŞİDDET”

Ocak demişken…“Alperen olmak bir bedel, bir zorluk ister” demiştiniz. Alperen Ocaklarının kapatılarak yerine vakıf kurulacağını bildirmiştiniz. Türk siyasi tarihinde Alperenlik olgusunun sonuna mı geldi?

Yok. Alperen ocaklarının kapatılması diye bir şey söz konusu değil, vakfa dönüşecek. Önce dergiydi, sonra kültür derneği olarak devam etti fakat biz arkadaşlarla istişare ettiğimizde vakıf olmasının uygun olduğuna karar verdik. Hem hukuki anlamda, hem de buraların bilim-yardım yuvası olması, gençlerin aksiyonerliğini tek yönlü olmaksızın pozitif bilimlerle, milli değerlerle donanması için parti teşkilatından ziyade bu yönüyle hizmet verecek bir kuruma dönüşmesi ihtiyacı vardı. Tüzüğü de değiştirdik. Herkes alperen olmak istiyor, Alperen ocağı açmak istiyor. Bu gençliği parti içinde tutmak için, “Alperen Gençlik kolları” dedik. Pek çok ilimizde daha çok açıldı. Büyük illerde mütevelli heyeti oluşturarak, altında da ocak yapısı, üniversite masası, lise masası organize ediyorlar. Geçtiğimiz günlerde Türk dünyası gençlik kurultayı yaptık, benim hedefimde bu tür şeyler var. Hem Türk gençliğini kucaklamak, hem de Türk dünyası gençliği ile kucaklaşmak istiyoruz. Onun için alperen ocaklarının kamuoyunun bir kesiminde bir örgüt algısı var. Bugünlerde örgüt tehlikeli bir kelime. eskiden örgütü dendiği zaman kimse rahatsız olmazdı, şimdi örgüt denilince paralel yapılardan söz ediliyor. Dar anlamda, dar kadroların yetiştirildiği bir yapı olmaktan çıkartılıp, bütün kitlelere açmak ve milli ve manevi değerleri öğretmek ve çok sayıda genci kazandırmak. Genel Başkanın deniz yıldızı klibi vardı, Akçakoca’ya götürmüştük, deniz yıldızlarını atıyorum denize ölüyorlar deniyor, milyonlarca deniz yıldızı var hangisini kurtaracaksın deniyor, bir tanesini atıyor, “Bu kurtuldu” diyor. Kaç tanesini kurtarabilirseniz….Gençlik bizim kurutuluşumuz ama üzülerek söyleyeyim, gençliğimize sahip çıkamıyoruz. Bu milletimizin, devletimizin bir problemi. Lise seviyesindeki gençlerimizin %45’i sigara kullanıyor, %35’i alkol, %10’u uyuşturucu kullanıyor, bu mesele hepimizin meselesi. Biz de üzerimize düşen sorumluluğu yerine getiriyoruz, alperen ocaklarının gençler üzerinde bir cazibesi olduğu için, arkadaşlarımız bunu alperen ocakları üzerinden yerine getirmeye çalışıyor. Orada hedefimiz, biz her fikrin özgürce söylenmesinden yanayız. Sınırımız, terör ve şiddet. Terör ve şiddete müsamahamız yok. Karşımızdaki ona ölçümüzde orası belirliyor. Teröre ve şiddete bulaşmamışsa her düşünceyi dinleriz, saygı gösteririz ama bulaşmışsa, orada müsamahamız yok. O hem ülkemize, hem milletimize, hem de bütün İslam dünyasına zarar veriyor.

“HERKES GİTSE BEN BİR DAİRE TUTARIM, BU PARTİNİN TABELASINI ASARIM”

Alperen ocaklarının misyonu belli ama sizin misyonunuz üç adayın yarıştığı kongrede 4 Temmuz 2011’de ortaya çıktı. Yalçın Topçu’dan boşalan genel başkanlık koltuğuna geçtiniz. Yazıcıoğlu’nun vefatından sonra partiye ömür biçenlere inat misyonu yaşattığınızı dile getirmiştiniz. Bu inatlaşma BBP’ni nereye götürür, aynı zamanda sonunu da hazırlar mı?

Bir inat değil, inanmışlığın sorunu. Ben şunu söylemişimdir. “Herkes gitse bile ben bir daire tutarım, bu partinin tabelasını asarım” Benim bu partiye inanmışlığım var, Muhsin Başkana ve kendime borcum var. Zorluklarla karşılıyoruz ama her hareketin içinde var, rahmetli Muhsin Başkan da karşılaştı, padişahlar da karşılaştı, peygamberler de karşılaştı…Bir dava adamıysanız, doğru bildiğiniz yolda yürüyorsanız, bunun bedellerine razı olacaksınız.

“İSYANIMIZ YOK AMA SERZENİŞİMİZ VAR”

“BBP DOĞRU BİR YERDE DURUYOR”

5,5 yılını hücrede tamamladığı 10 yıllık hapis hayatına ve geçirdiği tüm zorluklara rağmen, yaşadıklarına “Kahrında hoş, lütfün da” diye yaklaşan bir insandı Yazıcıoğlu. O yapmadı ama sizin onun adına bir serzenişiniz veya isyanınız var mı?

İsyanın bizim inancımızda yer yok, ümitsizliğe de yer yok. Akif’in söylediği gibi; “Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak… Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.” Serzeniş olabilir. Gönül koyma olabilir. Gönül koyduğumuz arkadaşlarımız var. Bazen milletimize de serzenişte bulunuyoruz. Ama bu bizi inancımızdan geri koymaz. Simgelerin, teorilerin tabulaştırılmasına karşıyım. Benim partiyi açık tutmaktan, hilali dalgalandırmaktan kastım onların temsil ettiği misyonlardır. Türkiye’nin geldiği noktada, BBP’nin ne kadar doğru bir yerde durduğu, ne kadar büyük bir ihtiyaç olduğu gözüküyor. 

“BBP’NDE PARA YOK Kİ, BORÇ OLSUN”

“HAZİNE YARDIMI ALAN PARTİLERLE YARIŞAMIYORUZ”

Yazıcıoğlu’nun da bir serzenişi olmuştu, “Seni seviyoruz diyorlar ama oy vermiyorlar” Genelde partiyi devr alan Başkanlar, partinin borçlarından söz ederler, partiyi şuradan aldım, şuraya getirdim, derler. Siz BBP’ni nereden aldınız ,nereye getirdiniz?

Ben Muhsin Başkanın zamanında da yönetimdeydim. O şehit olduğunda teşkilatlardan sorumlu genel başkan yardımcısıydım. Yalçın Topçu bey bıraktığında da Genel Sekreterdim. Dolayısıyla şuradan aldım, şuraya getirdiğim bir şey yok. Bir sorumluluk varsa, ben de o sorumluluğun içindeydim, bir de zaten bizde para yok ki, borç olsun. Genel Başkan vefat ettiğinde partinin borcu vardı, Yalçın bey bıraktığında da seçimden çıkmıştık borcu vardı, ama öyle büyük borçlar değil, şimdi de borç var…çünkü biz ayağımızı yorganımıza göre uzattık. Çünkü bize hazine yardımı yok, büyük belediyelerimiz yok. Ya da yakın bir gelecekte iktidar yolu gözükmüyor, insanların partilere girişi de, çıkışı da, yardımları da bunlara göre şekilleniyor. Daha rantabl, uygun, kullanışlı bir binaya taşındık, bu binayı satın aldığımızı söylüyorlar ama kira. Birileri 50-100 personelle işi götürürlerken biz 10 personelle işi götürüyoruz ve bir çoğu gönüllü. 70 kişilik merkez karar yürütüme kurulu üyemiz var, buradaki her arkadaşımız, 1000, 500, 250 tl aidat ödüyor, 25 tl ile destek olan genel kurul üyeleri ile bütçelerimizi oluşturuyoruz. Ne kimseye diyet borcumuz var, ne gösterişli binalarımız var…Bir faaliyet yapacağımız zaman örneğin seçimlerde, imkanı olan arkadaşları bir Ankara’da, bir İstanbul’da toplantı gerçekleştiririz. Herkes imkanı ölçüsünde bir taahhütte bulunur, seçim bütçesi oluşturuyoruz. Hazine yardımı alan partilerle yarışamıyoruz tabi ki.

“MİLLETLE BİR TEK YAZICIOĞLU’NUN CENAZESİNDE BULUŞABİLDİK”

“BBP ALTERNATİF OLARAK VAR”

Eyvallahınız yok, borcunuz da yok ama hayalleriniz var…”En büyük hayalim BBP’nin öncülüğünde muktedir bir iktidar kurmaktır.” dediniz. Aslında BBP’nin üzerinde çalıştığı bir sürü sağlam projesi var; Suriye tezi, memurlar-işçiler politikası, Anadolu projesi, terörle mücadele raporu, er ve erbaşlara asgari ücret…BBP’nin şampiyonluğu için daha ne lazım?

Borcumuz var da, ödeyemeyeceğimiz, altından kalkamayacağımız, birilerine bizi mahkum edecek borcumuz yok….Milletle buluşmamız lazım, milletle buluşamıyoruz. Bir defa, rahmetli genel başkan vefat ettiğinde, acı üzerine buluştuk. Onun dışında buluşamadık. Milletle buluştuğumuz anda bu hayallerin gerçekleşeceğine inanıyorum. Türkiye’nin temel problemleri çözülmüş değil. Onun için BBP’ne var olan ihtiyaç, dünkünden daha fazla bir şekilde devam ediyor. Alternatif mi arıyorsunuz, BBP. Demokratik ve sivil bir anayasa istiyorsanız, BBP. Adaletli bir gelir dağılımı istiyorsanız, BBP. Üstünlerin hukuku değil de, hukukun üstünlüğünü istiyorsanız, BBP. BBP, alternatif olarak var, gerçekten. GAP projesi ile birlikte 14 kenti ayağa kaldırıyorsunuz ,1 milyon insana istihdam sağlıyorsunuz, elektrik problemine çözüm buluyorsunuz. Göl projesi ile, bireysel hak ve özgürlükler ve milletin refahını sağlayan projeler. Niye bunlar pazarlık konusu olsun? İnsan hakkı doğuştan gelen bir haksa vereceksiniz. Bunu siyasi pazarlık yapmanın, kendi elinde bir koz olarak tutmanın bir anlamı yok. “Sen bana oy verirsen ben sana bunu veririm, anayasada şunu veririm” pazarlığı ile ülke yönetilmez ki. Netice, dün dost olduklarınızla bugün düşman olursunuz, dün düşman olduklarınızla bugün dost olursunuz. Yarın ne olacağınızı da kimse bilemez. Burada önemli olan, doğru işler  ve pazarlıksız yapmaktır.

“APO’NUN SEÇTİĞİ TERÖRİSTLER İÇİN GÖZYAŞI DÖKÜLÜYOR”

“KARDEŞİM YETER, GELSİN BİR BAŞKASI YAPSIN”

Siyaset doğruluk, dürüstlük işi değil miş gibi, çünkü öyle olan da bir yere gelemiyor. “Biz sandık partisi değiliz” diyorsunuz. Bunun için de Ak Parti’nin  herhangi bir ittifak çağrısını kabul etmeyeceğinizi beyan etmiştiniz. İdeali iktidar olmayan bir parti gibi gözükmeniz bir hata mı sizce?

Yok. Bu yanlış çarkın içine girmemeye çalışıyoruz. Herkes bu çarkın içine girerse halkın ümidi kalmaz, birilerinin bu çarkın dışında durması lazım. Anayasanın 68.maddesi açık: “Siyasi partilere hakça ve yeteri miktarda yardım yapılır” bir ilkokul çocuğuna bu madde açık, 15 Parti var, nasıl dağıtırsın diye sorsan, “Adil dağıtır” Türkiye’de ne iktidar, ne HSYK, ne sivil toplum örgütleri bunu gündeme getirmiyor çünkü hepsi bu sistemden geçiyor.  Hepsi çarkın bir dişlisi haline gelmiştir. Yanlış dediklerine kendi çıkarlarına, parti menfaatlerine dokunacağını görüyorlar. Niye Türkiye’de seçim sistemi demokratikleşmiyor, niye milletvekilleri liderlerinin iki dudağı arasından seçiliyor, niye siyasi partiler yasası demokratik değil, niye bir parti genel başkanı ölene kadar parti genel başkanlığı yapıyor? bunların antidemokratik olduğunu biliyor ama yapmıyor. 3.döneminin kapsamında olan bakanların çoğunun 2 dönem öncesi var. Ama adamlar buna razı değiller, sonları geldi gibi görüyorlar, “Kardeşim yeter, gelsin bir başkası yapsın” İngiltere Başbakan’ının ismini Türkiye’de kaç kişi biliyor, 2 dönem yapıyor, gidiyor. Niye Türkiye’de siyasi sistem demokratikleştirilemiyor. Böyle bir baraj var mı, böyle bir hazine yardımı var mı? işine geldiği zaman bu milletvekillerini halk seçmiştir diyorsun, halkın seçmediklerine, Apo’nun seçtiklerine bile, “Bunların demir parmaklıklar ardında kalmalarına gönlümüz razı olmaz” diyorlar, Apo’nun seçtiği teröristler için gözyaşı dökülüyor. Milletin seçtikleri diye sunuluyor ama öbür taraftan başka bir milletvekilinin hiç terörle, şiddetle alakası yok, sadece iktidarın görüşüne aykırı bir şey söylüyor, “Vay sen nasıl parti disiplinine uymuyorsun” diye ihraç talebiyle disiplin kuruluna gönderiliyor. Bir de diyor ki: “Seni halk mı seçti sanıyorsun, kendin mi seçildin sanıyorsun, seni oraya ben koydum” 

“TÜRKİYE, KAPİTALİST BİR SİSTEMLE YÖNETİLİYOR”

Anayasanın 72.maddesinde verginin nasıl toplanacağı bellidir. Gelirden, kazançtan alınır. Bizde 2014 bütçesinin 403 milyar geliri var, 348 milyarı gelir vergisi, büyük çoğunluğunun kazanç vergisi olması lazım ama sadece 31 milyarı kurumlar vergisi. 70 milyar gelir vergisinin de 50 milyardan fazlası, asgari ücretlilerden alınan gelir vergisi. Toplasanız, zenginden alınan vergi, 50 milyarı geçmez. Türkiye bu vergi sistemi ile; zenginden alıp, fakire veren sosyal bir devlet değil, fakirden alıp, çok azını fakire ama büyük çoğunluğunu zengine veren kapitalist bir sistemle yönetiliyor. Benim karşı çıktığım nokta bu. Onun için ben bu çarkın içine girmem, diyorum.

“BBP, DENENSE TÜRKİYE’DE EZBER BOZULUR”

“SİLAHLA HAK ARATMAYACAKSINIZ”

İktidardaki isimler değişmiyor dediniz ama…BBP’ni diğer partilerden ayıran en önemli özelliğinin “denenmemiş” olduğunu ileri sürmüştünüz. Bir kere denense yıllar boyu süren bir iktidar olmaz mı Ak Parti gibi?

BBP, denense Türkiye’de ezber bozulur. Bizim öncelikle 75 milyona karşı bir sorumluluğumuz var. Fakat sorumluluk bununla bitmiyor. Türk-İslam coğrafyasındaki bütün mazlum milletlerin gözü Türkiye’de. Yapılacak olan şey, çok bilinmeyenli bir denklem değil, çok basit. Mevcut kapitalist sistemi değiştireceksiniz, ikincisi demokratik sivil bir anayasa yapacaksınız ve gelir dağılımındaki adaletsizliği ortadan kaldıracaksınız. Silahla hak aratmayacaksınız. Bireysel hak ve özgürlüklerinin önündeki tüm engelleri kaldırmayı vaat ediyorum. Toplumsal hakları da uluslar arası normlarda devletin varlığına zarar vermeyecek şekilde genişletmeyi vaat ediyorum. Baş örtüsü zulmü. Şimdi kısmen problem çözüldü ama son bir ay içerisinde liselere başörtülü öğrenci alınmaması konusunda, Milli Eğitim Bakanlığı genelge yürüttü. Asgari işyerlerinde devam ediyor. Adalet personeli ve düz memurlarda devam ediyor. Anadilde konuşma hakkı. Cunta anayasasında yasaklanmış ve bunun neticelerini Küresel, emperyalist güçlerin maşalarına fırsat verdiler. Türkiye’nin inanılmaz, muazzam bir gücü var, hem yer altı, yerüstü kaynakları anlamında, hem insan potansiyeli anlamında, hem tarih birikimi, hem kültür zenginliği anlamında inanılmaz bir potansiyeli var. Türkiye’nin problemi; ehliyetli, liyakatli, temiz, dürüst, tarihiyle barışık ama geleceği okuyabilen ama hedefine geleceğini koymuş bir yönetime ihtiyacı var. Ben bunu gerçekleştirebileceğimize inanıyorum.

“MİLLİYETÇİ BİR PARTİYİZ, MANEVİYATÇI BİR HAREKETİZ VE DEMOKRATIZ”

“İKTİDARDAN DA GELSE DOĞRUNUN YANINDA OLURUZ”

“CHP, AK PARTİNİN DENGESİNİ BOZDU”

“BÜTÇEYİ ELEŞTİRİYORUM”

Ülke yönetimi tamam da parti içi pozisyonunuza geçersek… MKYK üyesi Nevzat Yanmaz parti yönetimini eleştirerek, dünyada ‘iktidara değil muhalefete muhalefet yaparak oy alan’ hiçbir parti olmadığını söyledi.  Kırgınlara bir davetiniz olacak mı, Başkanlık için size destek açıklaması yapan Yavuz Ağıralioğlu için kucaklayıcı olacak mısınız?

Parti şirket değildir. Hiç kimsenin malı değildir. Siyasi parti milletindir, BBP de, BBP’lilerindir. BBP’de, herkesin her noktaya, genel başkanlık dahil olmak üzere aday olma hakkı vardır. Her konuda eleştiri yapma hakkı vardır. Hem aday olurken, hem eleştirirken bizim misyonumuza uygun olarak üç şey istiyorum arkadaşlardan. Birincisi adaylıkları ve eleştirileri hukuka uygun olacak, bir göreve talipsen hukuki alt yapın olacak..İkincisi ahlaki bir duruş sergilenerek bunlar yapılacak. Üçüncüsü de samimi ve yapıcı eleştiriler yapılacak. Biz bunlara açığız, toplantılarımızda her şeyi çok rahat konuşuyoruz. Arkadaşlarımızın içinde referandum ve demokratikleşme paketi konusunda farklı düşünenler oldu, tek tip insan yetiştiren bir kurum değiliz, elbette farklı düşünen insanlar olacak ama misyondan, davanın ana çizgisinden sapmamak koşuluyla. Biz milliyetçi bir partiyiz, maneviyatçı bir hareketiz ve demokratız. Bu çizginin içinde kalarak eleştireceğiz. Kongre delegasyonunun verdiği karara herkes uyacak. Sen seçildin, ben seçilmedim diyerek gitmek bize yakışmaz. Delegasyon kimi uygun görmüşse, taban kimi seçmişse herkesin buna rıza göstermesi gerekiyor. Ayrıca muhalefete muhalefet etmek eleştirisine gelince, elbette birinci muhalefet edeceğiniz yer, iktidardır ama eğer ülkenin içinde muhalefette yanlış yapıyorsa, onları da söylemek gerekir. Bizim siyasetteki felsefemiz, doğrunun yanında olacağız, ister iktidardan gelsin, ister muhalefetten gelsin. Başbakan diyor ki: “Biz ihracatı aldık, 36 milyar dolardan, 150 milyar dolara getirdik” Muhalefet yüksek sesle, gurup toplantılarında şunu diyemiyor: “Ey Başbakan sen ihracatı söylüyorsun ama ithalatı da 50 milyardan aldın 250 milyar dolara getirdin, senin döneminde dış ticaret açığı 14 milyar dolardı, şimdi 100 milyar dolar oldu” Bütçeyi eleştiriyorum, muhalefete de, “Siz niye eleştirmiyorsunuz” diyorum. Doğru yerden muhalefet yap, senin yaptığın yerden iktidar güç kazanıyor, diyorum. CHP bu son dönemde bazı ezberleri bozdu, başörtüsü meselesi mesela. İmam hatip okullarını açtırmam diyor, milletin inançlarına rağmen muhalefet olur mu…Sen hükümetin elindeki argümanları alsana. CHP, son dönemdeki siyasetiyle, politikalarıyla iktidar partisinin biraz dengesini bozdu. CHP’yi düşman olarak göstereceği bir sürü argümanı elinden aldı, baş örtüsünü destekledi, imam hatip okullarını destekledi, seçim barajını destekledi, dokunulmazlığı kaldırmak istedi…dediği şeylerde samimi değil, arkasında durmuyor ama gösteriş olarak halka yapıyor bunu. Ben de muhalefete “Doğru muhalefet yapın” diyorum.

“HÜKÜMETİN HSYK’YI KENDİNE UYGUN BİR YAPIYA DÖNÜŞTÜRDÜĞÜNÜ KABUL ETMEM”

“HSYK’YI AYIRALIM”

Biz referandumdaki bütün maddeleri onayladık çünkü geçmiş söylemlerimizle örtüşüyordu, eksik ama evet dedik. “Hükümet HSYK’yı kendine uygun bir yapıya çeviriyor” dersen bunu kabul etmem çünkü 2001 yılında “Anayasa Mahkemesinin yapısı değişmeli ve tamamı meclis tarafından seçilmeli” demişim ben.   Ben iktidar değilim veya millet beni seçmedi diye, iktidarın işine yarayacak diye ben tezimden vazgeçebilir miyim? asıl iki yüzlülük o zaman yapılmış olur. Ne kadar haklı çıktığımız görüldü. HSYK’nın yapısının değişmesini biz de istiyorduk çünkü çok dar ve oligarşik bir yapı vardı orada. Benim lehime karar vermemişti, milletin yanında durmuyordu. Hazine yardımı konusunu bile 6 ya 5 reddedildi. HSYK ile ilgili teklif yaptık,  dedik ki: “HSYK’yı ayıralım, Hakimler için ayrı kurum, Savcılar için ayrı kurum kuralım, mahkemede iddia makamı ile savunma makamı adaletli bir düzeye getirilsin, savcı avukatın kafasına vurmasın, özel adli kolluk örgütü kurulsun, savcı operasyon yapacak polis harekete geçmiyor”

Ocak gençliğinin Blog sayfalarında Yavuz Ağıralioğlu’nun ismi çok geçiyordu, kendisi ile birlikte; genç, dinamik bir kitleyi arkanıza katmaya hazır mısınız?

Geçmişte kurultaylarda aday olan arkadaşlarımız dahil herkese kapımız açıktır. Samimi olan herkese kapımız açık. Samimiyet arıyoruz, hukuka uygunluk ve yapıcı , edebe yakışır normları arıyoruz. Geçmişte öyle davranmış, böyle davranmış, kongreden sonra ayrı yapı kurmuş olsalar bile, milletvekili düzeyinden, üye düzeyine kadar bütün arkadaşlarımızı BBP çatısı altında görürüz.

“KEÇİÖREN SALDIRISI ADLİ MERCİLERDE”

Onlar da büyük tehdit altında sanki…Turgut Altınok Keçiören’den aday oldu, seçim bürosu silahlı saldırıya uğradı. Melih Gökçek isminin suikastle birlikte anılması neden?

Şu anda saldırıyı kimlerin yaptığı ile yorum yapmamız için erken. Elimizde bulgu, belge ve şahit yok. Kimseyi suçlayamayız, tabanı yanlış yönlendirmek de istemeyiz. Yüzde yüz emin olmadığımız sürece belirleme yapmamız doğru olmaz. Emniyet yetkililerinin bu konunun aydınlatacağını söylediler. Doğru değil tabi. Bu işin failleri bulunmazsa, bu olay ortaya çıkarılmazsa, diğerini cesaretlendirebilir. Bir de bizim içimizde bir takım provokasyonlara sebep olabilir. Olmamasını istiyorum. İfşa edildiği anda, bir daha böyle bir şeye cesaret edemeyeceklerini düşünüyorum.

“CEMAATLER, HÜKÜMETLERİN EKSİK BIRAKTIĞI ŞEYLERİ YAPTILAR”

“SAİD NURSİ’NİN KÜRT BEYLERİNE VERDİĞİ CEVAP, ONU SEVMEYE YETER”

Biraz önce halka gösteriş için CHP’nin taktiklerinden bahsettiniz. Hükümet-cemaat olayında da inanmadığı halde cemaatten yana mı görünüyor bilmiyoruz tabi ama sizin dershaneler kapatılmamalı şeklinde yorumlarınız oldu, medyada cemaatten yana tavır alırmışsınız gibi algılandınız, İslam dünyasını birlik beraberliğe Risale-i Nur toplantılarına da katıldığınızı biliyorum. Risale-i Nur, bediüzzaman sizin için ne ifade ediyor, cemaatin ideolojinizdeki yeri nedir?

Türkiye’deki bütün ehli sünnet cemaatlere güzel bir bakışımız var. bütün cemaatlerle diyaloglarımız var, yakın ilişkilerimiz var. hepsini de seviyoruz. Kim alnını secdeye koyuyorsa, kim ellerini semaya kaldırıp dua ediyorsa, kim Allah’a iman ediyorsa, kim Resulullah’ı onun peygamberi olarak tanımışsa biz o insanların hepsine iyi gözle bakıyoruz ve seviyoruz. Hepsinin de bulundukları noktadan ayrı ayrı hizmet ettiğini düşünüyoruz. Hükümetlerin eksik bıraktığı her şeyi yaptılar, okul, yurt, çocuklarımızın dini değerlerimizi öğrenmesi olsun, birlik beraberliğimize katkısı olsun, hatta açları doyurma noktası olsun…Van depreminde gördüm, orada devletin yardım kuruluşlarından önce bu tür cemaatlerin yardım kuruluşlarını gördük. Devlet sadece maddi yardım yapıyor, oysa cemaatler, cemiyetler çadırın yanında manevi destek veriyor, ruh veriyor, kardeş olarak destek veriyor. Bu açıdan baktığımızda Türkiye’deki cemaatlerin, Türkiye için bir kazanç, zenginlik olduğunu düşünüyorum. Bediüzzaman, Said Nursi, ömrü çile ile geçmiş, cephelerde bulunmuş, Rusya’da esir düşmüş, milli mücadelede büyük katkılar vermiş, öbür taraftan da Kuran’ı Kerim’i anlatarak, yorumlayarak milleti aydınlatmaya çalışmış, toplumu ayrıştırmak isteyenlere karşı da bir duruş sergilemiş.  Doğu’daki Türk isyanları başladığında, Said Nursi’ye geliyorlar ve kendileri ile birlikte olmasını, mili mücadele kuvvetleri ile savaşmayı teklif ediyorlar, “sen de bizimle birlikte ol da Kürdistan’ı kuralım, Kürtleri bağımsızlaştıralım” diyorlar. Onlara verdiği cevap bile bizim Said Nursi’yi sevmemiz için yeterlidir. Diyor ki: “Ey Kürt beyleri, bu büyük Türk milleti 10 asırdan beri İslam’ın sancaktarlığını yapmıştır, dolayısıyla bu millete kılıç çekilmez, siz de bundan vazgeçiniz” diyor. Ne kadar önemli bir görev yapıyor. Bunun aksini yapsaydı, Türkiye ne olurdu. Said Nursi dışında kaç kişi bu duruşu sergilemiş? Baktığınız zaman hiç eline silah almamış, yetiştirdiği hiçbir öğrenci eline silah almamış, sadece inandıklarını söylemişler, Kuranı yorumlamış ve yaşamaya çalışmışlar. Devrim kanunları döneminde kanun uygulayıcıların hoşuna gitmemiş olabilir ama o günleri o şartlar içinde değerlendirmek lazım.  İnsanların başına sarık, takke takması yasaklanmış. Şimdi herkes inandığı gibi yaşasın diyoruz. Bu bir insan hakları diyoruz. Bunu yapmış, başka bir şey yapmamış ki? Şu anda da bunu yapıyor.

“BU BİR OPERASYONSA, NE YAPMIŞ HİZMET CEMAATİ?”

“CEMAAT, DEVLETİN YAPAMADIĞINI YAPTI”

“CHP’LİLER DE ÇOCUKLARINI CEMAATİN EVLERİNE GÖNDERDİ”

Allah aşkına Hizmet cemaati ne yapıyor? diyorlar ki: “Dış bir operasyon, hizmet cemaati de bu operasyonun bir tarafı” Bu bir operasyonsa ne yapmış hizmet cemaati? Yurtdışında okullar açmış, yani rahmetli Alparslan Türkeş’in Kazakistan’daki okulu ziyaretinden sonra yazısı var, Türkeş’in deyimiyle, bizim ideallerimizi gerçekleştirdi.  Devletin yapamadığını yapmış, imkan bulduğu her ülkede Türk okulu açmış, çocuklara istiklal marşını öğretmiş, hepimiz gittik o okullara, Ecevit de gitti, Demirel de gitti, Erbakan da gitti, herkes gitti, vatandaş gitti, hangisi diyebilir “Bu okullarda şu yanlış var” diye. Anadolu’dan gelen özellikle kız çocuklarımızın sığındığı yerler olmuş bu evler. Şu anda hükümet edenlerin de, geçmişte hükümet etmişlerin de, hatta CHP’li milletvekillerinin de pek çoğunun çocukları bu evlerde kaldı ve kalmaya devam ediyor. Hiçbirimiz burada bir yanlış görüyor muyuz? Hiç birimiz diyebilir mi ki: “Benim çocuğum bu evlerde kaldı, kendisine milletin aleyhinde bir takım bilgiler öğretildi” Bir de ne yapmış, bütün dünya insanlarının barışı için uğraşıyor. Dinler arası savaş yaşanmasın diye uğraşıyor, bunun neresi yanlış? Ha bunun dışında belgeye dayanan, kim olursa olsun dış güçlerle operasyon yapıp, el birliği ile Türkiye’ye zarar vermek isteyen kim olursa olsun biz onun karşısında dururuz. Ama bunun suçlama yerine, elle tutulur somut delilinin olması gerekir. Türkiye’de şöyle bir kanaat var: “İktidara gelen herkes Amerika’nın onayı ile gelmiştir.” Biz buna göre değerlendirerek, her iktidarı Amerika’nın işbirlikçisi olarak mı ilan edeceğiz? Ben hangi hükümet olursa olsun, hiçbirisinin ihanet içinde olabileceğini düşünmüyorum.

“CEMAATİN HEDEFLERİNDEN BİR TANESİ KADROLAŞMAKTIR”

“CEMAATİN KADROLAŞMA HEDEFİ YANLIŞ DEĞİLDİR”

Delil yok dediniz ama yargı ve emniyette görevden almalar söz konusu olunca Hoca Efendinin mesajları yayınlandı, çeşitli çevrelerce bu bir kabulleniş, üstleniş gibi yorumlandı.

Toptancı bir bakış açısına sahip olmamamız lazım. Elbette Hoca Efendi hareketinin hedeflerinden bir tanesi de kadrolaşmaktı, biz üniversitede iken ülkücüler, solcular kavga ederken, akıncılar fetih geceleri düzenlerken cemaatin gençlerin hedefi,  okulu birinci bitirip, hukuka, siyasala girmekle uğraşıyordu, tıpa girmek, askeriyeye girmek, emniyete girmekti. Bu yanlış bir hedef değildir, doğru bir hedeftir. Ülkücülerin de, solcuların da kadrolaşmak gibi bir hedefi vardı. Bunların hiçbirisi hedefsiz yapılmış işler değil ki. “Sen bürokrasiye daha çok insan soktun” bir suç olamaz ki. Bu kişiler için ister cemaat mensubu ya da ülkücü kadrolar, alevi kadrolar olsun yasalara uygun iş yapıyorlar mı, yapmıyorlar mı bakacağın yer burasıdır.

“YENİDEN YARGILAMA ÜLKEYİ KAOSA SÜRÜKLER”

“FEDAKARLIK YAPILACAKSA HÜKÜMETİN YAPMASI LAZIM”

Ama o zaman bir taraf olduğu ve yargılamanın adil olmadığı gerekçesiyle yeniden yargılama gündeme gelmedi mi?

Ama hangi Yargıç’ın siyasi düşüncesi yok? Hangi polisin, memurun veya Bakanın siyasi bir düşüncesi yok? Sistemin değişmesi lazım. Sosyal yardım vakıfları aracılığı ile ilçelerde fakirlere yiyecek yardımı dağıtılıyor. Bu listeyi iktidar partisinin ilçe örgütleri yapıyor. Taşeron işçiliği var, bir hastanenin güvenlik veya temizlik hizmetini alıyor, şirket ihaleye giriyor alıyor, iktidar partisi listeyi veriyor, adama bir tane inisiyatif bırakmıyor. Sen de bunu burada yapıyorsun. Adaleti, hukuku herkes için istememiz lazım. Metin Feyzioğlu’nun girişimleri…Hukuk sistemi, eğitim sistemi ileri demokrasilerde bir kere yapılır ve yüz yıllar boyu o hukukla yönetilir. Almanya’da, İngiltere’de, Fransa’da her iktidar geldiğinde hukuk sistemini mi değiştiriyor? Yargı paketleri mi çıkartıyor? Çünkü hukukun üstünlüğüne teslim olmuş herkes. Biz de her iktidar kendine uygun kanunlar, kendine uygun yargıçlar istiyor. Kendi önünü açsın, iktidarına devam etsin, hatalarını görmesin, kendi hatalarının üstünü örtsün. Eğer sen hukukunu tam olarak koyarsan, demokratik bir hukuk sistemi oluşturursan o zaman bu tür kavgalar olmaz. O zaman bu tür guruplaşmaların, yuvalaşmaların önüne geçmiş olursun.  Eğer geçmişte yapılan veya süren yargılamalarla ilgili düzenleme yaparsanız, o zaman direk hukuka müdahale etmiş olursunuz. O zaman bir iki dava değil bütün davaların düşmesi gerekir. Zaten emsal gösterilecektir. Sadece özel yetkili mahkemelerin değil ki, diğer mahkemelerin kararlarına da itiraz etme hakkı doğacaktır. Bu gidişe dur denmezse Türkiye’yi büyük bir kaosa sürükler ve Türkiye’de hukuk diye bir şey kalmaz. Hukuk adamına güven kalmaz. Bunun da müsebbibi ülkeyi yönetenler olur. Burada fedakarlık yapılacaksa, hükümet yapması lazım. Hoşgörü gösterecek olan hükümettir. Bir operasyonla da karşı karşıya isek, bunu da millete çok net anlatması ve milleti inandırması gerekir. Kamplaşma, partizanlık oluştu, buna fırsat vermeyecek, yanlışı kim yaptıysa kim devlet hazinesine ulaşmış, kim yolsuzluğa bulaşmış, kim işbirlikçilik yapmış bunları ayıklasın.  Kamplaştırma, oy devşirme hesabı yapıyorsa, bence bu sefer bu hesap tutmaz.  Tabi Başbakanın dediği bir konu var ki, adına çözüm süreci dedikleri süreçten ayrı göremeyiz, “Bu Oslo’nun intikamıdır” diyor, şu anda da baktığımız zaman Güneydoğu Anadolu bölgesinde PKK’ya karşı nasıl bir mücadele verdiği de çok açık.

“GEMİ BATARSA, HEPİMİZ BATARIZ”

“SİYASİLERİN AMERİKANCILIKLA SUÇLANMASINA KARŞIYIM”

Siz hem her olayı Amerika’ya bağlanmasından rahatsızlık duyduğunuzu belirttiniz, hem de demokratikleşme paketinin PKK ve Avrupa’nın eliyle hazırlandığı iddiasında bulundunuz.

Geçmişte Başbakan’ı Amerikancılıkla suçluyorlardı, iktidara bu şekilde geldiği söyleniyordu. Şimdi de Kılıçdaroğlu gitti geldi Amerika’ya. Yarın o iktidara gelirse, aynı şeyler onunla ilgili söylenecek. Bu haksızlık değil mi, benim söylemek istediğim bu. Türkiye neden kendi iç dinamitleriyle tartışılmıyor da, Türkiye’deki hükümetler dışarıdan belirleniyormuş gibi görüntü veriliyor ya da buraya endeksleniyor. Bu birbirini yıpratma adına kullanılan bir argümansa buna karşı olduğumu ifade ediyorum. Hepimiz aynı geminin içerisindeyiz, gemi batarsa hepimiz batarız, herkesin bu şuurda olması gerekir.

“KILIÇDAROĞLU’NDAN YOLSUZLUK VE DOKUNULMAZLIKLARLA İLGİLİ Bİ RŞEY DUYMUYORUZ”

“HUKUK HERKESE DOKUNABİLMELİ”

Başbuğ’un tutuklanması sonrası “Hukuk herkese dokunabilmeli” dediniz ve Cumhurbaşkanına da Başbakana da dokunabilmeli diye eklediniz.  Dokunulmazlık kalksa, şiirden çok daha ağır vebal mi bekliyor yani?

Biz dokunulmazlıkların kürsü ile sınırlandırılmasını savunuyoruz. Hiç kimse o dokunulmazlık zırhıyla kendini koruyamaması lazım. Başbakan’ı şiirden daha ağır isnatların bekleyip beklemediğini bilmiyorum. Başbakan dokunulmazlıkları savunuyor hatta yeni dokunulmazlık zırhları giyiyor. MİT müsteşarlarına, yöneticilerine olduğu gibi. Bize diyorlar ya, niye muhalefete yükleniyorsun diye….”Kemal Kılıçdaroğlu, sen dokunulmazlıkları kaldıracağım diye geldin, yolsuzluklarla mücadele edeceğim diye geldin, bunlarla ilgili senden hiçbir şey duymuyoruz. Bir sene öncesine ait elinde hiç mi belge, bilgi yoktu?” Baraja karşıydı ama teklif sunmadı. Biz iki seçim sistemi sunduk. 80’den önce bu ülkede baraj sıfırdı, adalet partisi tek başına iktidara geldi, 80’den sonra baraj var 91, 95, 99 üç partili ittifak…demek ki baraj istikrarın garantisi değil. Niye bu konuları savunmuyor? Herkesin samimi durması lazım Hukuk herkese dokunabilmesi lazım. Kanıma dokunuyor. Mehmetçiğe kurşun sıkacaksın, PKK’nın kurucusu olacaksın, 17 yıl hüküm giyeceksin, hayatın PKK içinde Türk milleti ile mücadele ile geçecek, sen geleceksin meclise milletvekili olarak gelip oturacaksın, bu kanunlar buna müsaade edecek. Öbür taraftan bir vatandaş çok küçük bir suçtan dolayı vekil olamayacak, ama senin elinde kan var ve sen gelip mecliste milletvekili olarak oturacaksın. Cezası onaylanan kadın, milletvekili diye bu suçtan yırtacak. Senin normal vatandaştan ayrıcalığın ne? Cemaatin bir üyesi de yanlış yapara hukuk ona dokunmalı, hükümetin üyesi de yaparsa hukuk herkese dokunabilmeli. “Hukukun önünde herkes eşittir” ilkesinin hayata geçirilmesinden yanayız.

“YOLSUZLUK VE RÜŞVET SÜRECİ DERİN YAPILARIN MARİFETİ”

“ERGENEKON’UN DA ÜSTÜNDE DERİN YAPILAR VAR”

“OPERASYONA HÜKÜMET-CEMAAT KAVGASI DEMEK, BASİTE İNDİRGEMEK OLUR”

Darbeden 31 yıl sonra ifade veren Kenan Evren’e,  28 Şubat soruşturması kapsamında tutuklanan Çevik Bir’e, Ergenekon- Balyoz soruşturmasında hapse giren komutanlara bakıldığında darbenin sonu geldiği düşünülebiliyor ama siz Türkiye’de hâlâ derin yapıların olduğunu ve milleti birbirine düşürmek için tezgâh kuranlar olduğunu savunuyorsunuz.

Bu sürecin de ben derin yapıların marifeti olduğunu düşünüyorum. Görünürde,  cemaat-hükümet kavgası olarak görünen bu kavganın arkasında derin yapılar olduğunu düşünüyorum. Fotoğraf göründüğü gibi değil. O kadar basite indirgenecek bir kavga olmadığını düşünüyorum. Hala Türkiye’de derin yapılar var. Ergenekon’u bile kuşata, onun da üstünde, 28 Şubat cuntasının da üstünde derin yapılar var Türkiye’de. İç ve dış bağlantısı olan. Bunların hala Türkiye’de etkin olduğunu düşünüyorum. Onun için hem cemaat içerisindeki arkadaşlarımızı bu konuda sakin olmaya, birliğe ve beraberliğe davet ediyorum hem de hükümet üyelerine sağduyulu davranmaya davet ediyorum. Ülkemizin menfaati ve İslam coğrafyasının hali menfaatleri açısından sağduyuyla hareket etmelerini istiyorum, öfke ile hareket etmemelerini istiyorum, intikam hırsıyla hareket ettikleri anda hem kendilerine hem de ülkeye büyük zararlar vereceklerinin uyarısını buradan yapmak istiyorum.

“BARIŞ SÜRECİNDE PKK’NIN ELİ GÜÇLENDİ”

“PARALEL DEVLET:KCK”

“BAŞBAKAN CUMHURBAŞKANI SEÇİLDİĞİNDE BAŞKANLIK FİİLEN DEVREYE GİRECEK”

İdam cezasının geri getirilmesi için 2 milyon imza topladınız. Bu karar sizi sembolik olarak rahatlatacak bir şey mi, yani Öcalan ölse ama kan durmasa daha mı iyi? terör mahkemeleri kurulması öneriniz vardı, “GÖR” adı altında13 sayfalı bir raporunuz vardı. Bu konuda “göremediğiniz” bir şey olabilir mi, zira terör neredeyse bitmedi mi?

Bitmedi. Tam tersine bu süreçte PKK güçlendi. Aslında bu çözüm süreci denilen müzakere süreci başlamadan önce PKK’ya çok ağır darbeler indirildi, dağ kadrosu çok büyük zayiatlar verdi. KCK’nın şehir yapılanmasının beli kırıldı. Paralel devlet dediğimiz şey, KCK’ydı. KCK bitti mi derseniz, bitmedi. Bir paralel devlet arıyorsanız, Türkiye için en tehlikeli olanı o. Zaten paralel devlet olduğu söyleniyordu. Adamların bayrağı var, marşı var, kendi güçlerini kurmuş, kendi şehir yapılaştırmasını oluşturmuş, kendi mahkemelerini kurmuş. Kaçırılan Kaymakam polisler PKK’nın hapishanelerinde kalmışlar. Ben görüştüm kendileriyle. Mahkemelerde yargılanmışlar. Sadece bizden kaçırdıklarını değil, kendi içlerindekileri de orada yargılıyorlar. Ve hemen Türkiye’nin 5-6 km dışında. Türkiye bunu tespit edememiş, nasıl terörle mücadele ediyorsun? Bitirme noktasına gelmişti, bu süreçle birlikte cansuyu verildi, can simidi gibi oldu ve dağ kadrosu toparlandı; yaralılar iyileşti, sakatlar tasfiye edildi, şu anda hem moral olarak çok üstünler, hem sayı olarak eskisinden daha kuvvetliler, silah olarak eskisinden daha hazır bir ordu var şu anda: PKK.Dağ kadrosu iki yıllık süreçte, bu hükümetin politikalarıyla güçlendirildi. Şehir yapılanmasına baktığınız zaman bu yargı paketiyle KCK’nın bütün üst düzey yöneticileri serbest bırakıldı, bazı milletvekilleri de çıktı. Büyükşehir yasası ile birlikte yarı özerklik geldi. Başbakan anayasa değişmediği için devlet başkanı olamıyor ama yarın cumhurbaşkanı seçilirse cumhurbaşkanının bakanlar kuruluna başkanlık etme yetkisi var, gelecek, Gül’ün yapmadığını, kurucu lider olduğu için, fiili olarak yarı başkanlık devreye girmiş olacak. BDP’nin Diyarbakır’ı, Şırnak’ı kazanmasıyla birlikte o bölgede yarı otonom, yarı özerklik fiilen meydana gelecek. Başbakan’ın kendisi demedi mi: “Bu belediyeleri Belediye Başkanları değil, PKK’nın atadığı komiserler yönetiyor” Bu komiserlerin hem para günü arttırdınız, hem kadro gücü hem de sınırlar tamamen onun kontrolünde olacak, Valiler by pas edilmiş durumda. Bu süreçte kan durdu. Ama bu pazarlığın sonucunda durdu. Acı olan o. İstediğini alamasaydı duracak mıydı, durmayacaktı. Hak ve özgürlükler onlar başka bir konu, adamın niyeti devlet kurmak. Irak’ın kuzeyi, Suriye’nin kuzeyi, Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu’su, koparabilirse İran’dan bir bölge, büyük Kürdistan hayalini herkes biliyor. BDP’nin eş Başkanları mitinglerde söylüyorlar: “Bizim yolumuz dümdüz Kürdistan’a gidiyor” diyor. İdam cezasına gelince, bir ülkede hukuk varsa affetme yetkisi sende değil. Var olan cezayı uygulayacaksın. Apo yakalandığında, bu ülkede idam cezası vardı. O dönemin hükümeti, Ecevit’in, Bahçeli’nin ve Mesut Yılmaz’ın 7 saatlik ikna toplantısından sonra dosya meclise gönderilmedi ve Apo ipten kurtarıldı. Millet biz istediğimiz için istemedi, hem imza kampanyası yaptık, hem referandum yaptık, İki şey için %90’ın üzerinde millet idam cezası istiyor, bir teröristler için, iki küçük yaştaki kız çocuklarına tecavüz edip öldüren sapıklar için idam cezasının geri gelmesini istiyor. Biz hala ısrarlıyız. Elimize yetki geçerse bunu koyacağız.

2007’de, Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı adaylığını, halkın bu konudaki arzusunun yerine getirilmesi gerektiğini bildirerek desteklediniz. Bugün Cumhurbaşkanlığı için adı geçen Tayyip Erdoğan’a desteğiniz ne ölçüde olur?

Bugünden daha adaylığı yokken, kimi cumhurbaşkanı olarak görmek istediğimizi söylememiz doğru olmaz. O zaman netti fotoğraf. Gül aday olmuştu, rahmetli genel başkan odasında ziyaret ettiğinde yanında ben vardım, genel başkan milli iradeden yana olduğunu söyledi. İsterseniz şimdi çıkıp açıklayayım, isterseniz hafta sonu kongremiz var, kongrenin onayı ile açıklayayım dedi ve kongrenin onayı ile açıkladı. Böyle bir karar şahsi olarak verilemez tabi.

Şahsi söylemse Abdürrahim Karakoç: “Muhsin Yazıcıoğlu yaşasaydı Türkiye Cumhuriyetinin ilk Türk Başbakanı olacaktı” demiş.

Karakoç’u da rahmetle anıyoruz tabi.

“HUKUKUN ERİŞEMEDİĞİ NOKTALARA BİZ UZANIYORUZ”

Yazıcıoğlu’nun ölümü hala muallaklığını koruyor, kaza mı, suikast mi belirlenebilmiş değil. Yol arkadaşları olarak manevi vazifeniz olarak gördüğünüz bu olayın çözülmesinde kişisel veya kurumsal bir gayretiniz oldu mu, iz sürme anlamında? Her şeyi devletten mi bekler noktadasınız?

Kişisel, kurumsal, partinin, ailelerin bir gayreti olmasaydı süreç bu noktaya gelmezdi. Maraş’taki yerel mahkemede bu iş kapatılıp gitmişti zaten. Mecliste komisyon kurulması partinin ısrarlı talebi. Cumhurbaşkanını zorlayarak 3 görüşme yaptık o süreçte. Devlet denetleme kurumunu ısrarla istememiz dosyayı özel yetkili mahkemeye taşıdı. Dosyada gizlilik kararı da var. Toplumda suikasta kurban gittiği şeklinde bir kanaat var. Devlet denetleme kurumu bu şüpheleri gidermedi, tam tersine derinleştirdi. Derinleştirdiği için normal mahkemelerden özel yetkili mahkemeye geldi. Bizim özel yetkili mahkemeleri savunmamızın bir nedeni de bu soruşturma dosyasıdır. Metin Feyzioğlu’nun teklifi gerçekleşirse, bizim dosyamızın soruşturması da sekteye uğruyor. Tabi ki biz bu süre içinde hep cool kalmaya çalıştık, hiçbir provokasyona alet olmamaya çalıştık. Bu süreci siyasi çekişmeler içerisinde kullanmak isteyenler oldu. Bizden kimse bunu yapmıyorken, Muhsin Yazıcıoğlu davası üzerinden siyasi bir rant etmeyi biz ahlaki görmüyoruz, onun manevi şahsiyetine zarar veriri hassasiyeti taşıyoruz. Bizim hukukun dışında yaptığımız çalışmalar var mı, var. Arkadaşlarımızın içinden savcıya anlatamayanlar var ama dosyanın bu noktaya gelmesinde, hukukun elinin erişemediği noktalarda bir takım çalışmalar yaptık. Bir kurumdan belge lazım olmuştur, kurum istendiğini bunu vermiyor, oradaki bir arkadaşımız bulunmuştur, önce fotokopisi alınmıştır, sonra aslı istenmiştir. Bu sürecin sağlıklı yürümesi adına bunu yapıyoruz. Biz bu sürecin aydınlatılması için hukuk dışına çıkmayacağız ama sürecin aydınlatılması noktasında her türlü katkıyı sunacağız. Bazen savcıları aşan durumlar oluyor ama kimseye haksızlık yapmadan bunu yapıyoruz. Rahmetli genel başkanın en büyük özelliklerinden birisi de şuydu, o bir başkasına haksızlık yapmaktansa kendisine yapılmasını tercih ederdi, bedeli kendisinin ödediği bir yapıya sahipti. “Lütfünde hoş, kahrında” sözü oradan gelir, bunun ahret hayatında bir karşılığı olduğunu biliyor. Bunun bir mükâfatı var. Birilerine sorarsanız Yazıcıoğlu’nu Ergenekoncular öldürdü, birilerine sorarsanız bir başkası. Milletin çok önemli bir değeriydi, şahadetinde bu daha da bir anlam kazandı, işte o yüzden herkes onun durumundan faydalanmak istiyor, kendi tarafına çekmek istiyor.

“KOSOVA VE BATI TRAKYA’DA CAMİ PROJEMİZ VAR”

Manevi şuurunu taşımaya çalışıyorsunuz ama madden de Yazıcıoğlu’nu yaşatmaya çalışıyorsunuz, Gazze’de Külliye, Sivas’ta adına düzenlenen bisiklet yarışları ve sayamadığımız bir sürü şey tabi?

Pakistan’da 7 tane köy yaptık, Türkiye’nin her tarafındaki icraatlar için teşekkür ediyorum. Hem partili belediyeler, parti dışı da büyük hassasiyetler gösterdiler, pek çok yere ismi verildi, yaşatılıyor, Muhsin Başkan’ın Balkanlara çok büyük ilgisi vardı, Allah nasip ederse ismini taşıyan, bir Kosova’da, bir de Batı Trakya’da bir cami projemiz var. Tabi camianın imkanları kısıtlı, biraz zaman alıyor, Avrupa’nın bir çok yerinde onun adına kurulmuş dernekler var, Türk dünyasında bir takım çalışmalarımız var.

“BU SEÇİMLERİN TEK GALİBİ OLACAK, BBP”

 Yerel seçimlerde BBP’nin iddiası nedir?

Bu seçimleri hem Türk siyaseti açısından hem de partimiz açısından çok önemli görüyoruz. Türkiye’nin içinde bulunduğu şartlar itibariyle yerel seçimlerin, genel seçim havasında gideceği gözüküyor. Bu ayki tablo neticesinden yerel seçimlerden sonra genel seçim de yaşanabilir. Bu seçimler BBP için bir dönüm noktası. Bugüne kadar olanın aksine, tüm seçim çevrelerinde kendi adaylarımızla, kendi amblemimizle seçimlere katılacağız. Adaylara baktığımızda, hem oy oranını artırma anlamında hem Belediye Başkanı sayımızı arttırma anlamında bu seçimlerin tek galibi olacak o da, BBP’dir. Biz 2009 seçimlerinde 20’ye yakın belediye kazandık, bunların tamamını iktidar partisinden devraldık. Ben hodri meydan diyorum. İktidar partisi dönemi ile BBP dönemini kıyaslayalım, 3 katından az hizmet yaptıysak, ben adayımı çekeceğim iktidar partisinin adayını destekleyeceğim. Şarkışla Belediyesini iktidar partisinden devraldığımızda 4 Trilyon bütçesi, 7 Trilyon borcu vardı, şu anda bütçesi 20 Trilyona çıktı, borcu sıfır ve yapılan hizmetler de geçmiş dönemin 4 katı. Yerel yönetime talip olan arkadaşlarımızı BBP’ne davet ediyorum, genel mecliste verecekleri oyla siyasetin yüz akı olan BBP’ni desteklemeye çağırıyorum. Alternatif yok deniyor ama var, yeter ki sen vicdanının sesini dinle. 

hulyaokur@haberx.com

 

 

Share
818 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ